Bir burs fonu oluşturma fikri, yıllar önce, Mezunlar Derneği Ankara Şubesi adına Talas Amerikan Ortaokulu’nda, sevgili Gözde Özgödek ile düzenlediğimiz bir “okula dönüş” etkinliğinde ortaya çıkmıştı. O toplantıda, kaybedilen TAO ‘nun yeniden hayata geçirilmesi, o olmazsa belki de yeni okullar açılması gündeme gelmişti. Ama hiçbirisi gerçekleşmese bile, elde var olanları yaşatmak boynumuzun borcu diye düşünmüştüm.

Merak etmiştim. Sadece 3 adet kalan Board Okullarında, diğerlerinde olmayan ne vardı ki, mezunları seneler sonra bile birbirlerine ve mezun oldukları okullarına bu denli bağlı idiler. Burada verilen nasıl bir eğitimdi ki, mezunları çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin iskeletinde önemli, yaşamsal yerlere sahip oldular. Doktor, mühendis, iş-insanı, akademisyen, diplomat oldular. Ama ne oldularsa, iyi insan oldular, bulundukları topluluklarda fark edildiler, lider, aydınlık insan oldular.

Bu sorunun cevabını belki en iyi bu konuda uzman olan bilim adamları verecektir. Ancak, emin olduğum, en belirleyici etkenin, bu okulların birer yatılı “misyoner” okulları olmaları gerçeğidir. 19.Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yoğunlaşan bu hareketin Osmanlı İmparatorluk döneminde din tanıtımı/yayması amacı ile yola çıkan misyonerleri, Kurtuluş Savaşı sonrası, Cumhuriyetle birlikte, yeni bir anlayış ve görev tanımı ile Anadolu’ya dönmüş ve etnik-dini ayırım yapmadan, “iyi” insan yetiştirmeyi amaçlamışlardır.

Tüm TAC sonrası yaşamım boyunca, anneme ve babama, beni bu okula gönderdikleri için minnet duydum. Nasıl duymam ! Salt beni değil, ablamı da, kısıtlı imkanları ile , türlü maddi ve manevi fedakarlıklar yaparak, nereden haberini aldıklarını bilmediğim bu okullara, 11 yaşındaki çocuklarını ,gönderdiler. Bu cesareti ve ileri görüşlülüğü ben şimdi, 40 yıl sonra, gösteremem. Peki, farkımız nerede ? Farkımız, annemin ve babamın gerçekten, “sokak lambası ile ders çalışan”, Cumhuriyetin ilk kuşağından olmaları. Yokluk ve fakirlik içinde, köyden bin bir zorlukla önce kasabaya, sonra şehre göç edip, “makus talihlerini” yenmeye yemin etmiş bir kuşağın çocukları olmaları. Eğitimin değerini onlardan iyi kim bilebilir ki. Bize kendi yaşadıkları zorlukları yaşatmamak içindi tüm bu fedakarlıklar. Sınıfımdaki tüm diğer arkadaşlarımın anne-babası gibi idiler. Kendilerini bizlerin eğitimine adadılar.

Şimdi, bizlerin bu kuşağa olan borçlarını ödemelerinin zamanı geldi. Binlerce kilometre uzaklardan bu topraklara gelerek tüm yaşamlarını genç insanların eğitimine adayan bu “görev insanlarının” ve onlara inanarak çocuklarının eğitimi için bu yuvalara katkı yapan bu insanlara olan borcumuzdan bahsediyorum. Sıra bizlerde. TAC’ yi bizden sonra gelecek kuşakların eğitimi için ayakta tutmalı, daha da geliştirmeli, geleceğe taşımalıyız.

Bu tuğla projesini de, bu amaç uğruna harcanan en önemli çabalardan biri olarak görüyorum ve bu tuğlaları, sevgili annem ve babamın ölümsüzlüğü ve eğitim sevdalarının birer sembolü olarak sonsuza kadar saklamak istiyorum.

Cengiz ATALAY ‘ 72